Oysa ki daha birkaç gün önce bir kez daha tecrübe etmişti;
çok mutlu ya da çok mutsuzken söz ya da karar vermemeliydi insan. İnsan...
Anlayamadığı canlı.
Kolaydı çiçeklerle arkadaş olmak, konuşmak onlarla ya da
dost olmak bir ağaçla. Ve hatta kirpiyle, karıncalarla anlaşmak kolaydı da,
insan çok zordu işte, anlaması ve anlaşması çok zordu onun için insanla... Hep
aynı şeyi yaşadığı halde anlayamıyordu insanı, insanın bu hoyratlığını.
Anlayana kadar aynısını sunacaktı belki de hayat ona, o anlamamakta inat
ettikçe hayat ona anlatmakta ısrarcı olacak, yine yine yine, aynı şeyi
sunacaktı belki...
İnsan... Emek vermeyi sevmeyen, hep bekleyen, beklentisi
karşılanmayınca da hoyratça vurup giden şey. Canlı diyemedi o anda insana,
çünkü ölüydü bir çoğu, ruhu çoktan ölmüştü, o yüzden yaşayanı görünce dayanamaz
vurup giderdi işte.
Küçük Prens kitabını severdi çok, birçok yeni şey bulurdu
her seferinde o kitapta, cümleleri her okuduğunda farklı anlamlara gelir,
dünyasını bir kez daha aydınlatırdı onun. O kitapta çok sevdiği yerlerden biri
de tilkiyle olan konuşmasıydı Küçük Prens’in...
"İnsan ancak
evcilleştirirse anlar," dedi tilki. "İnsanların artık anlamaya
zamanları yok. Dükkânlardan her istediklerini satın alıyorlar. Ama dostluk
satılan bir dükkân olmadığı için dostları yok artık. Eğer dost istiyorsan beni
evcilleştir."
Konuşmanın devamında;
"Hoşça kal,"
dedi tilki. "İşte sana bir sır, çok basit bir şey: İnsan yalnız yüreğiyle
doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez."
"Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.
"Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır."
"Onun için harcamış olduğum zaman..." diye yineledi küçük prens. Unutmamalıydı bunu.
"İnsanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğimiz şeyden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."
"Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens. Bunu da unutmamalıydı.
"Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.
"Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır."
"Onun için harcamış olduğum zaman..." diye yineledi küçük prens. Unutmamalıydı bunu.
"İnsanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğimiz şeyden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."
"Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens. Bunu da unutmamalıydı.
İnsanların artık emek vermediklerini, çıkarlarının bittiği
anda arkadaşlığı sürdürmeye gerek duymadan yakıp yıkıp gittiklerini görmüştü
çokça kere. Düşünüyordu, bunu bunca çok yaşadığına göre, onda mı vardı bir
terslik diye...
Çok mutluyken ya da çok mutsuzken söz ya da kadar
vermemeliydi insan, yazmamalıydı da belki de; ama o zaman nasıl yaşardı ki o?
Anlayamıyorken, kime anlatabilirdi kendinden başka? Bir kez daha olmuştu işte,
her şeyin, dost sandıklarının bile geçici, çıkarcı ve bencil olduklarını bir
kez daha yaşamıştı. Kötü yanıysa, yine anlayamayışıydı!
Üzgündü sadece, çok üzgün. Hayatın sunduğu güzellikleri
görünce gülümseyemeyecek kadar, gözleri acıyana kadar ağlayacak kadar üzgün... Neden
böyleydi ki?
Korkuyordu, insana olan inancını sarsanlardan, inancını
tamamen yitirmekten ve ölmekten... Onlar gibi olmaktan, ölü bir yaşamdan
korkuyordu!
Sonra müzik kutularını dinlemeye başladı, sırayla... İyi geldi ona, çünkü sevgiydi hayatında olmasını istediği şey, ve o müzikler onun için saf sevgiydi. Sevgi..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder