Beynimin bu huyunu seviyorum. Bazen beni gereksiz aynılıklara sürüklese de, hafifleten de bir şey beni.
Silen beyin benimki. Geçmişte sorun yaşadığım insanlara karşı uzun süreli küslük durumu koruyamıyorum ya da kin tutamıyorum. Halbuse haksızlık olaylarında çılgın sinirlenir ve haksızlık eden kişiyi ettiğine pişman edesim gelir. Yaparım da o anda, maille ya da oradan buradan şikayet ve geri bildirim konusunda kendimi aştım hatta şu sıra. Kin tutabilen biriyim de sanıyordum kendimi aslında. Ama bir kişi ile aramda yaşanan olumsuz bir ey varsa onu beynimin sildiğini fark ettim. Misal biri ile çok büyük sorunlar yaşadık, zamanında çok da kırılıp üzüldüm ama beyin onları depolamamış. Birçoklarının rahatça yaptığı yok sayıp yüzüne bakmamak ya da ne bileyim her yerden silip engellemek yapabildiğim şeyler olamamış. Bunu fark etmek beni çılgın hafifletti.
"Ulen beynim, seviyorum seni, bu ne tatlı huzur ve hafiflik bana bahşettiğin!" dedim ve o insana içimden geçmişe mazi deyip bisküvi uzattım gülümseyerek. Yaptım bunu, çok da iyi geldi bana =) Bir daha o kadar güvenmek ya da inanmak değil o insana ama var ya sonuçta, sevmek lazım, böyle böyle güzelleşecek dünya!
Öyle işte, benim o anda elimde bisküvi vardı; ama siz yapın kurabiyenizi ve çıkın paylaşın onu. Sırf var olduğu için gülümseyin ve uzatın birilerine. İyi gelecek size de. İlla küs olduklarınızı bulmanıza gerek yok, parkta oturan yaşlı amca-teyze, ortalıkta koşuşturan çocuklar ya da marketteki kasiyer... Paylaşın!
Öyle şeyler... Kahvemi "silen beyin" şerefine kaldırıyorum!
12 Ekim 2016 Çarşamba
8 Ekim 2016 Cumartesi
olması gerektiği gibi. mi?
Pişmanlıklarımdan bahsetmek istiyorum. Ve inatla bunları sürdürüyor oluşumdan... Eğitim fakültesi mezunu, bir yılını atanabilmek için sınava ayırmış, işsiz, anlam sorgulamasından anlamasız çıkmış bir zavallıyım. Ve aynı bölümde yüksek lisansa başladım.
Acı kısmı ilk tercihim fizik öğretmenliği idi, hatta tek bile diyebiliriz. Ve öğretmen olmak, atanabilmek isteği ile dolu idim. Birilerinin hayatına dokunabilmek, yapabilirsem değiştirebilmek ve güzelleştirebilmek gibi hayallerim vardı. Oysa şimdi kendi hayatıma bile dokunamayacak kadar acizim ve kocaman bir mutsuzlukla doluyum. Evet, çokça kişi çabuk pes ettiğimi düşünebilir. Kimileri zaten bu konuda çaba harcamadığımdan, demek ki hak etmediğimden filan bahsedebilir size. Ama içeride işler öyle değil. İçimde kocaman pişmanlıklar, bir büyük umutsuzluk ve artık gelse dediğim ölüm arzusu var...
Kaybedecek ya da kazanacak bir şeyim kalmamış gibiyim. Hep dediğim gibi, bugün ölsem üzülmem, aksine sanırım mücadele etmek ya da yaşamak zorunda kalmadığım için sevinirim bile. Ama yok, o konu bile istediğim gibi olmuyor ne yazık ki.
Hayattaki anlamı yitirdim. Anlam yoksa hiçbir şey yok demektir.
Derken içimde bir umut. Tanrım yoksa deliriyor muyum? Yüksek lisans yeni bir başlangıç olabilir diyor içimdeki ses. Sana çok farklı kapılar açabilir. Hem insanların hayatına dokunmak için illa ki öğretmen olacaksın diye bir şart yok ki canım diyor sonra. Pekala farklı şeyler yaparak, farklı fırsatlarla da yapabilirsin bunu.
Üniversite size meslek kazandırmaz, vizyon kazandırır.
Durma diyor içime dolan umut, umut varsa her şey yoluna girer. Sen değil miydin, "... dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey!" cümlelerini çılgınlarcasına benimseyen. Durma o zaman, sev! diyor. Yaşama sevinci "olacak olan olur." rahatlığı ile doluyor içime. Tüm bunlar birden bire oluyor.
Ve yankılanıyor içimde "her şey birden bire oldu!" dizeleri, müziği.
Yoruluyorum. Bu ikilik beni yoruyor. Bu ani geçişteki en dip mutsuzluk/umutsuzluk ve çılgın umut! Biraz da korkuyor muyum kendimden ne?
Sonra pizza yiyorum ve duruluyor iç dünyam. Uçurum kenarında dolaşırken anlık delilikle atladığımda hiç beklemediğim zamanda açılan paraşüt gibisin pizza.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)