19 Şubat 2019 Salı

huzura dönüş

Bir süredir kendimi huzursuz hissettiğim şeyler içerisindeyim. Açık olmamak, isteklerini dile getirmemek, ortak dertleri olan insanlar olarak bir araya gelince dert paylaşımının dozunu kaçırmak gibi gibi şeyler.

Bunlar zaten huzursuz ediyordu beni, az önce düşündüm ve bu halimi sevmediğimi anladım.

Önemli olan sevgiyse, öyle olmasını istiyorsam kendimi de sevmeliyim. Beni benden uzaklaştırsan şeylerden uzaklaşıp kendime yakın olmalıyım. Öyle çünkü!

Huzura geri dönmek istiyorum, biliyorum çok da zor değil. Çok da uzaklaşmadım çünkü henüz kendimden :)

Şimdi, hemen!

Uzanıp yanaklarımdan öptüğüm,
Kendim kendime kendimi kendimleştirdiğim günlere gelirken :)

Merhaba,

Hoş geldim :)

10 Ekim 2018 Çarşamba

hoş ve kendin kal!

Hayatın seni değiştirmesine izin verme.


Büyükler oyunu bozamasın, sen de o oyun bozan büyüklerden biri olma!


Bazen kendini salak gibi hissediyorsun, biliyorum.
Herkes yarış moduna geçince sen de geçiveriyorsun.
Bazen iyimser ve iyi niyetli oluşun hakkının yenmesine sebep oluyor
ve sen yine kendini salak gibi hissediyorsun.
Ama unutma, salak gibi hissetmek de büyüme belirtisi.
Çocuklar büyümeye başlamadıkları sürece kendilerini salak gibi filan hissetmezler.
Bırak yiyenler yesin, kendini öne atanlar atlasın,
sen içten bir gülümseme yerleştir yüzüne
ve gülücüklü expecto patronumun seni ve çocuk ruhunu korusun.


Anla ve anlamlandır sen sadece. Sev!


Kendin kal!

18 Eylül 2018 Salı

tombullaşma girişimi :)

Az kalsın iki yıl olacak ben kendi kendime konuşmayalı, yazmayalı, daha derin anlamayalı. 

Neler oldu neler, hayatta olabilecek en dev değişimler! 

Çalışmaya başladım. Sevdiğim bir işte, severek çalışıyorum. Kendimi geliştirebildiğim bir işim olduğu için mutluyum! 

Evlendim. Sevdiğim insanla hayatı birlikte yaşamak! Çok güzel! Öyle öcü bir şey değilmiş evlenmek; korkan, korkutulan varsa çekinmesin, seviyorsa evlensin :) 

Ama bu iki sevimli ve sevilesi şey arasında fark ettim ki, kendime ayırdığım zaman azalmış. Kendi kendime konuşamalarım, yazarak anlamalarım... Böyle olunca aslında çoğalmış olduğum halde her anlamda, azalmış da hissettim kendimi. 

Azalma! 

Kendime yazdığım bir not varmış bir zamanlar, ne güzel bir notmuş meğersem :) 

Tombullaşma girişimi başlasın! 



17 Haziran 2017 Cumartesi

20 Şubat 2017 Pazartesi

İnsanlar vol. sayamadıklarım



İnsanları anlamakta zorlanıyorum. Bu sıkça tekrarlanan bir durum ve sanıyorum ki anlayamamaya da devam edeceğim. Ama ne demiştik daha önce de Nazım’ın dediği gibi, insanlarımı seviyorum. Tüm kepazeliklerine rağmen onlara inanıyorum! İnsanlara inanmayı yitirmeyeceğim, çünkü biliyorum ki yalnız değilim. Baksana yıllar önce Nazım’a da bunları söyleten insanlar olmuş, hep var o insanlar...

İnsanlar...

İnsanlar mutsuz! Çünkü gösteriş yapmayı yaşamak sanır olmuşlar... Mutlu ve güçlü görünmek öyle yaşamakmışcasına yaşıyor ve sonra mutsuz oluyorlar. Ve mutsuzlukla yaşamayı beceremiyorlar. İçleri kocaman bir boşluk çünkü!

İnsanlar kendilerinin olmayan hayatları yaşıyorlar. Hayal hırsızlığı yapıp kendi hayalleriymiş gibi bunu çaldıkları insana anlatıp gurulanan; ama kendi kurduğu hayal olmadığı için üzerine birkaç beden büyük gelen ve yaşama geçirmeyi beceremediği hayalin mutsuzluğunda boğulan şeyler  insanlar. Oysa kendilerine göre kendilerince bir hayalleri olsa, onu yaşasalar öyle mutlu olacakalar ki... Ama daha hayali kuracak mazleme ve dolduluk yokken çaldıkları hayali yaşayamadığı için mutsuzlukta boğulmayı seçiyorlar nedense.

Samimiyetsizlikten yorulduğunu söylüyor insanlar... Çünkü samimiyetsizlik üzerlerine sinmiş. Öyle bir sinmiş ki... Samimiyetsizlikten yoruldum diyen insan bir bakıyorsun sana yapıyor en büyük samimiyetsizliği. Korkuyorsun sonra... Hani bu kişi benim en yakınım dediklerimden biriydi, neden benim mutluluğuma sevinmedi, bu nasıl tepki deyip, üzülüp korkuyor ve mutsuz oluyorsun. Ama biliyorsun,

mutsuzluk da hayata dahil.

Ve yaşayabiliyorsun o mutsuzlukla...
İnsan her daim mutlu olamaz, olmasın da! Ama insanlar bunu anlayamıyor ve hep tutunacak bir insan, bir dal arıyorlar. Bulamayınca da bunalımlar başlıyor.

İnsanlar tuhaf.

Dillerinden düşürmedikleri içlerindeki çocuk var, çoktan öldürdükleri... Küçük Prens’i  var insanların sadece gösteriş ve popülerlik için sevdikleri ama anlayamadıkları ve daha kötüsü anlamaya çalışmadıkları... İnsanların öğütleri var etrafa saçtıkları; ama tek bir tanesini bile kendi hayatlarında uygulayamadıkları. Duvarları var insanların, kendilerinin bile aşamadığı...

İnsanlar...

Anlayamadığım ama sevmeye ve inanmaya devam edeceğim canlılar. Sahi, canlılar değil mi?

Kendim için bir Expecto Patronum büyüsü yapıyor ve neşeli unicornumun beni her daim ruh emicilerden korumasını diliyorum!

Ve her şeye rağmen,


Seviyorum! Neşe ile!